luni, 27 decembrie 2010

Takva - Frica de Dumnezeu


Un film despre credinta. Despre relatia personajului cu Dumnezeu. Si, mai ales, despre ispite si frica de Dumnezeu.
Personajul principal, Muharrem, este un musulman pios ce traieste o viata simpla si izolata, respectand cu strictete regulile islamului si invinovatandu-se pentru orice mic pacat sau gand necuviincios, mai ales pentru visele erotice pe care nu le putea controla.
Seicul ordinului sufist pe care Muharrem il frecventa, observand ca acesta este un om extrem de devotat credintei, fara sa pice tentatiilor lumesti, ii propune acestuia sa se ocupa de colectarea datoriilor de la chiriasii proprietatilor ordinului. Neputand sa refuze, din acel moment este nevoit sa iasa din lumea pe care si-o crease si sa infrunte atractiile si dilemele morale.
Iar de aici se naste un puternic conflict interior in ceea ce priveste relatia lui cu Dumnezeu. Este terorizat de frica de a nu pacatui (gandurile erotice revenindu-i mereu), de a nu gresi in fata lui Dumnezeu si de a nu putea fi iertat de acesta. Si, zguduit de astfel de cosmaruri interioare, neputandu-se adapta societatii, drumul catre nebunie este destul de scurt.
Exista oare o limita in ceea ce priveste frica de Dumnezeu? Teama aceasta constanta de a nu gresi fata de Creator intareste credinta sau, din contra, il destabilizeaza pe credincios? Va las sa vizualizati filmul si sa descoperiti drama personajului.
Scenele din moschee, care prezinta ritualul sufist (dhikr sau zikr- invocarea lui Allah) sunt, de asemenea, foarte interesante si expresive, unii dintre actori fiind chiar dervisi autentici.
Personajul principal este interpretat de actorul Erkan Can, iar regizorul se numeste Özer Kızıltan. Un interviu cu el in limba engleza, despre acest film, puteti citi aici.
Filmul l-am luat de aici, cu subtitrare in limba engleza. Si il puteti viziona si aici, fara subtitrare.

Limba turca la distanta (Uzaktan Türkçe Sınavı)


Am descoperit pe siteul celor de la Universitatea Tömer - Ankara ca au loc cursuri de limba turca la distanta, cursurile si examenele tinandu-se online, cu profesori turci, pe 3 nivele (incepatori, intermediari, avansati). Iar la sfarsitul cursurilor cursantii vor obtine diplome de la aceasta universitate.

Aici gasiti ghidul referitor la organizarea cursurilor si a examenelor. Si aici mai multe detalii.

joi, 23 decembrie 2010

Mutlu Noeller, Iyi Seneler!


Va doresc un Craciun fericit, luminos si calduros alaturi de cei dragi si un an nou fructuos si norocos!

Si, de asemenea, multa bafta in continuare in ceea ce priveste frumoasa, dar atat de dificila limba turca :)

Özlem Taner - Bu mezarda bir garip var



Bu mezarda bir garip var

Gökler yüksek toprak derin
Rüzgar eser serin serin
Senin olsun çiçeklerin

Hızlı hızlı giden yolcu
Bu mezarda bir garip var
Bak taşına acı acı
Bu mezarda bir garip var


İzi bile yok dünyada
Onu aramak beyhude
Ne gezersin bu ovada
Bu mezarda bir garip var

Kurumuş yeşil otları
Toprak olmuş umutları
Gökte mavi bulutları
Bu mezarda bir garip var


(Versuri de aici)

-gök = cer
-
yüksek = inalt
-
toprak = pamant, sol
-
derin = profund
-eser = urma, monument
-serin = proaspat, racoros, rece
-mezar = groapa, mormant
-
garip = ciudat, bizar, strain
-
taş = piatra
-
acı acı = amar, dureros
-iz = urma
-bile = chiar si, nici
-aramak = a cauta
-beyhude = in van
-gezmek = a se plimba
-ova = campie
-kurumuş = uscat
-ot = iarba
-umut = speranta
-bulut = nor

Yıldıray Güz - Sitem




Cahit Berkay - Alyazmalım


Trecerea de la vorbire directa in vorbire indirecta

"........." diye sor-
"........." diye cevap ver-
"........." diye düşün-

Exemple
:

1. -Benimle evlenecek misin? (Te vei casatori cu mine?)
2. -Henüz kararımı vermedim. (Inca nu m-am decis)
3. -Bu kadın beni oyalıyor. (Femeia asta isi bate joc de mine)

1. Erkek, kadına "Benimle evlenecek misin?" diye sordu.
(Barbatul a intrebat-o pe femeie daca se va casatori cu el)
2. Kadın, erkeğe "Henüz kararımı vermedim." diye cevap verdi.
(Femeia i-a raspuns barbatului ca inca nu s-a hotarat)
3. Erkek, "Bu kadın beni oyalıyor." diye düşündü.
(Barbatul a gandit ca femeia rade de el)

Ah Tamara!

Çok eski zamanlarda Akdamar (Van), çok güzel badem ağaçlarıyla dolu bir adaymış. Bu adaya çıkmak yasakmış. Burada bir de kilise varmış. Bu kilisenin papazının da "Tamara" adında çok güzel bir kızı varmış. Papaz, kızını o çevrenin en zenginlerine bile vermemiş.

Çevre köylerden bir delikanlı bu adayı çok merak etmiş. Bu genç çok iyi bir yüzücüymüş. Bir gün adaya kadar yüzmüş. Çok yorulmuş ve kıyıda biraz dinlenmek istemiş. Bu sırada ağaçların arasında dünya güzeli Tamara'yı görmüş. Genç kızla delikanlı göz göze gelmişler ve ikisi de o anda birbirlerine âşık olmuşlar. Bundan sonra iki genç, hep gizli gizli buluşmuşlar. Genç kız her gece kıyıdan delikanlıya bir fener yakmış; delikanlı da karşı kıyıdan bu ışığa doğru yüzmüş. Böylece günler geçmiş. Bir gün, adadaki başka bir papazın kızı onları görmüş ve çok kıskanmış. Bunu hemen babasına anlatmış.

Bir gece çok şiddetli bir fırtına çıkmış. Dalgalar adam boyu yükselmiş. Tamara, gölü çok tehlikeli görmüş, bu yüzden o gece feneri yakmamış. Diğer kızın papaz babası kıyıya gitmiş bir fener yakmış. Delikanlı feneri görmüş, hemen suya atlamış, fenere doğru yüzmüş. Fakat papaz biraz sonra feneri söndürmüş. Delikanlı gece karanlıkta yönünü kaybetmiş, bir türlü kıyıya ulaşamamış. Delikanlının sonunda gücü tükenmiş ve yardım istemek için "Ah Tamara!" diye bağırmış. Ama sular onu dibe çekmiş. Tamara delikanlının çığlığını duymuş, hemen kıyıya koşmuş, ama sevgilisinin sesi artık kesilmiş. Tamara "O, boğulup öldü" diye düşünmüş ve kendini suya atmış. Iki sevgilinin cansız bedeni Van Gölü'nün sularında birbirine kavuşmuş.

Işte adaya o günden sonra "Ah Tamara!" demişler. Zamanla bu ad "Akdamar"'a dönüşmüş.

Vocabular:

-badem = migdala
-ağaç = copac
-dolu = umplut
-ada = insula
-yasak = interzis
-kilise = biserica
-papaz = preot
-çevren = imprejurime
-bile = chiar si; nici macar
-delikanlı = flacau
-merak etmek = a fi curios, interesat, preocupat
-yüzücü = inotator; yüzmek = a inota
-kıyı = mal, tarm
-göz göze = ochi in ochi
-gizli gizli = in secret, pe ascuns
-fener = felinar, far, lanterna
-yakmak = a aprinde, a lumina
-karşı = opus, vizavi
-ışık = lumina
-şiddetli = violent, intens, puternic
-yükselmek = a ridica
-tehlikeli = periculos
-söndürmek = a stinge
-yön = sens
-kaybetmek = a pierde
-türlü = fel, gen
-ulaşmak = a ajunge
-güç = forta, putere
-tükenmek = a se epuiza, a se consuma
-bağırmak = a tipa
-dibe çekmek = a trage in jos
-çığlık = tipat, urlet
-ses = voce
-kesilmek = a inceta, a se opri
-boğulmak = a se ineca
-beden = corp, trup
-kavuşmak = a se regasi
-dönüşmek = a se transforma, a se preschimba

Aşağıdaki soruları metne göre yanıtlayın (Raspundeti la intrebarile de mai jos conform textului)

1. Delikanlı yasak adaya niçin gitmiş?
2. Delikanlı her gün adaya nasıl yüzmüş, fırtınalı günde neden adaya çıkamamış?
3. Genç kızla delikanlı nasıl karşılaştılar, birbirlerini görünce ne oldu?
4. Tamara'yla delikanlıyı beraber kim görmüş, ne yapmış, niçin?
5. Efsane nasıl bitiyor?
Predicatul nominal cu nume predicativ in locativ la trecut nedeterminat

-nume predicativ + locativ + imiş

Ex:

-Ben dersteymişim (Se pare ca eram la curs)
-Sen tatildeymişsin (Se zice ca erai in vacanta)
-O yoldaymış (Se spune ca era pe drum)
-Biz okuldaymışız
-Siz işteymişsiniz
-Onlar bizdeymişler

Forma negativa

-nume predicativ + locativ + değil + imiş

Ex:

-Ben evde değilmişim
-Sen alışverişte değilmişsin
-O sende değilmiş

Forma interogativa


-nume predicativ + locativ + particula interogativa + imiş?

Ex:

-Biz Bükreş'te miymişiz?
-Siz Türkiye'de miymişsiniz?
-Onlar sınıfta mıymışlar?

Forma interogativ-negativa

-nume predicativ + locativ + değil + particula interogativa + imiş?

Ex:

-Sen yolda değil miymişsin?
-Ben konferansta değil miymişim?
-O uçakta değil miymiş?


Var si Yok la trecut nedeterminat

-var imiş = varmış
-yok imiş = yokmuş

Ex:

-Biraz önce masada bir dergi varmış.
(Se pare ca mai devreme pe masa era o revista)
-Pazarda taze meyve ve sebze varmış.
(Se pare ca la piata erau fructe si legume proaspete)
-Dün evde kimse yokmuş.
(Se pare ca ieri nu a fost nimeni acasa)

Interogativ

-var mı imiş? = var mıymış?
-yok mu imiş? = yok muymuş?

Ex:

-Bir saat önce büroda toplantı var mıymış?
(Cu o ora in urma a fost sedinta in birou?)
-Sinemalarda güzel film yok muymuş?
(Nu a fost film frumos la cinema?)
Predicatul nominal la timpul trecut nedeterminat

Se realizeaza cu urmatoarele forme verbale:

sg.

ps. I: imişim
ps. a II-a: imişsin
ps. a III-a: imiş

pl.

ps. I: imişiz
ps. a II-a: imişsiniz
ps. a III-a: imişler

Ex:

-Ben heyecanlı imişim (Se pare ca eram emotionat)
-Sen güzel imişsin (Se spune ca erai frumoasa)
-O sinirli imiş (Se pare ca a fost nervos)
-Biz öğretmen imişiz
-Siz çocuk imişsiniz
-Onlar küçük imişler

Formele contrase in sufix

sg.

ps. I: -(y)mışım, -(y)mişim, -(y)muşum, -(y)müşüm
ps. a II-a: -(y)mışsın, -(y)mişsin, -(y)muşsun, -(y)müşsün
ps. a III-a: -(y)mış, -(y)miş, -(y)muş, -(y)müş

pl.


ps. I: -(y)mışız, -(y)mişiz, -(y)muşuz, -(y)müşüz

ps. a II-a: -(y)mışsınız, -(y)mişsiniz, -(y)muşsunuz, -(y)müşsünüz
ps. a III-a: -(y)mışlar, -(y)mişler, -(y)muşlar, -(y)müşler

Ex:

-Ben mutlu imişim / mutluymuşum
-Sen akıllı imişsin / akıllıymışsın
-O iyimser imiş / iyimsermiş
-Biz memur imişiz / memurmuşuz
-Siz kötü imişsiniz / kötüymüşsünüz
-Onlar konuksever imişler / konuksevermişler

Forma negativa

-nume predicativ + değil + imiş

Ex:

-Ben öfkeli değil imişim / değilmişim
-Biz dikkatli değil imişiz / değilmişiz
-Sen tembel değil imişsin / değilmişsin

Forma interogativa

-nume predicativ + particula interogativa + imiş?

Ex:

-Sen kızgın mı imişsin? / kızgın mıymışsın?
-Ben mutlu mu imişim? / mutlu muymuşum?
-Siz küs mü imişsiniz? / küs müymüşsünüz?

Forma interogativ-negativa

-nume predicativ + değil + mi + imiş?

Ex:

-Sen iyi değil mi imişsin? / iyi değil miymişsin?
-Onlar heyecanlı değil mi imişler? / heyecanlı değil miymişler?
-Biz sakin değil mi imişiz? / sakin değil miymişiz?
Timpul trecut nedeterminat (Belirsiz Geçmiş Zaman)

Se reda cu ajutorul sufixului:

-mış, -miş, -muş, -müş

la care se adauga sufixele personale:

sg.

ps. I: -mışım, -mişim, -muşum, -müşüm
ps. a II-a: -mışsın, -mişsin, -muşsun, -müşsün
ps. a III-a: -mış, -miş, -muş, -müş

pl.


ps. I: -mışız, -mişiz, -muşuz, -müşüz

ps. a II-a: -mışsınız, -mişsiniz, -muşsunuz, -müşsünüz
ps. a III-a: -mışlar, -mişler, -muşlar, -müşler

Ex: gelmek = a veni

Ben gelmişim (se spune, se presupune ca am venit, cica am venit)
Sen gelmişsin
O gelmiş
Biz gelmişiz
Siz gelmişsiniz
Onlar gelmişler

konuşmak
= a vorbi

Ben konuşmuşum (se zice ca am vorbit)
Sen konuşmuşsun
O konuşmuş
Biz konuşmuşuz
Siz konuşmuşsunuz
Onlar konuşmuşlar


Negativ

Ex: bakmak = a privi, a avea grija

Ben bakmamışım (se pare ca n-am privit, n-am avut grija)
Sen bakmamışsın
O bakmamış
Biz bakmamışız
Siz bakmamışsınız
Onlar bakmamışlar


Interogativ

Ex: yapmak = a face

Ben yapmışyım? (se zice ca am facut?)
Sen yapmışsın?
O yapmış?
Biz yapmışyız?
Siz yapmışsınız?
Onlar yapmışlar?

Observam exceptia la ps.a III-a pl., unde ordinea nu mai e aceeasi, ci sufixul personal este inaintea particulei interogative.


Interogativ-negativ

Ex: gitmek = a pleca

Ben gitmemiş miyim? (se pare ca n-am plecat?)
Sen gitmemiş misin?
O gitmemiş mi?
Biz gitmemiş miyiz?
Siz gitmemiş misiniz?
Onlar gitmemişler mi?

Aceeasi exceptie, cu care deja v-ati familiarizat, o observati si aici, la ps. a III-a pl.


Timpul indica un eveniment pe care vorbitorul il relateaza, dar la care nu a fost martor (timp intalnit in povestiri: Bir varmış, bir yokmuş = a fost odata...)
- Bu kitabı Ali'ye Ayşe hediye etmiş.
(Se pare ca aceasta carte Ayşe i-a oferit-o cadou lui Ali)
-Babamla annem üniversitede tanışmışlar, mezun olduktan sonra da evlenmişler.
(Tata cu mama s-au cunoscut la universitate, dupa absolvire s-au casatorit - relateaza cel care nu a fost martor la eveniment)
Arata un eveniment pe care vorbitorul l-a observat sau despre care a auzit chiar inainte de momentul vorbirii
-Ev ödevini yapmamışsın.
(Se pare ca nu ti-ai facut tema pentru acasa - spune profesorul elevului, imediat ce sesizeaza acest lucru)
-Çiçekleri vazoya koymamışsın, hepsi solmuş.
(Se pare ca n-ai pus florile in vaza, toate s-au ofilit)
Folosit la persoana I sg. si pl. poate arata sentimentul de superioritate
-En zor soruları bilmişim.
(Am stiut cele mai grele intrebari)
Mai este folosit pentru a exprima parerea despre o actiune, fiind utilizat verbul "olmak"
-Yemek çok güzel olmuş, eline sağlık.
(Mancarea a fost foarte buna, sarut mana)
-Yemek iyi pişmemiş.
(Nu ai gatit bine)
La forma interogativa este ceruta parerea persoanei intrebate
-Yemek güzel olmuş mu? Evet, güzel olmuş.
(Mancarea a fost buna? Da, a fost)
-O evlenmiş mi?
(Ea s-a maritat?)
Poate exprima si un fapt pe care vorbitorul insusi nu-l crede, relatat cu ironie
-Ali bana borcunu ödeyecekmiş.
(Ali imi va plati datoria)
-Onu sevmiş.
(Cica o iubeste)
-Seni çok seviyorum. -Çok seviyormuş...! Seven insan böyle mi yapar?
(Te iubesc foarte mult. Cica ma iubeste mult...! Un om care iubeste asa face?)
Arata si uimirea, consternarea
-Yemeğe tuz atmış mısın?
(Ai pus sare in mancare?!)
-Ayşe'ye söylemişsin. -Kim? Ben mi söylemişim?
(I-ai spus lui Ayşe. Cine? Eu am zis?!)
Formele cu sufixul -dir exprima probabilitate, siguranta sau speranta
-Toplantı bitmiştir. Gidebilirsiniz.
(Sedinta s-a incheiat. Puteti pleca)
-İnşallah kitabımı geri getirmişsindir.
(Doamne ajuta sa-mi inapoiezi cartea)

Pentru mai multe explicatii accesati aici.

duminică, 19 decembrie 2010

Tanar Çatalpınar - Haydar


Elif Şafak - Sfantul nebuniilor incipiente

Acest roman, primul scris in limba engleza de un scriitor turc contemporan (The Saint of Incipient Insanities), prezinta povestea unui grup de prieteni, de origini diferite, ce locuiesc impreuna in acelasi apartament in America si care fac eforturi pentru a-si indeplini visele sau pentru a nu-si pierde mintile.
Ömer este din Istanbul, urmeaza un doctorat in stiinte politice si e indragostit de o feminista americana, care se simte straina, cu o multime de obsesii si tendinte sinucigase. Abed este un tanar marocan ce isi continua studiile in biotehnologie si indragostit de o fata din tara lui de origine, care se casatoreste cu un alt barbat. Este permanent ingrijorat de prejudecatile americanilor impotriva arabilor si de stilul libertin de viata al lui Ömer. Piyu este spaniol si isi doreste sa devina dentist.
Fiecare personaj este dezorientat intr-un fel sau altul, iar monologurile lor sunt o incercare de-a descoperi ce-si doresc in viata. O abordare contemporana a unor teme majore precum iubirea, prietenia, cultura, nationalitatea, exilul si nevoia de a apartine cuiva, undeva.
Romanul se sfarseste cu o intrebare care, pe mine, personal, m-a pus pe ganduri: "Care e adevaratul strain: cel care traieste intr-o tara straina si stie ca apartine altui loc sau cel care traieste viata unui strain in tara sa natala si nu are nici un alt loc caruia sa-i apartina?"

"Cand esti strain, nu mai poti sa te limitezi la eul tau umil. Acum sunt poporul meu, locul meu de nastere. Orice, in afara de mine insumi."
"Tara in care te stiu pietrele e mai buna decat tara in care te stiu oamenii."

"Sa te indragostesti inseamna sa-ti insusesti numele persoanei iubite, la fel cum sa incetezi sa iubesti inseamna sa ti-l insusesti din nou. Numele sunt puntile spre castelele existentei oamenilor. Numai prin ele ceilalti, prieteni sau dusmani, pot gasi o cale sa se strecoare inauntru. Sa afli numele cuiva inseamna sa surprinzi mai bine de jumatate din viata lui, restul e doar o chestiune de crampeie si detalii. Copiii stiu asta in adancul sufletelor lor. De aceea refuza instinctiv sa raspunda cand un strain ii intreaba cum ii cheama. Copiii percep puterea numelor, insa, pe masura ce cresc, uita pur si simplu toate astea."

"E adevarat, numele sunt poduri primitoare spre castelul vietii fiintei importante de langa noi, dar nu sunt neaparat singura cale prin care poti intra sau iesi de acolo. Pot sa existe intotdeauna si, de obicei, chiar exista si alte drumuri, ascunse in prima instanta privirii. Alte nume, porecle sau apelative, cu siguranta dintr-un alt timp si dintr-o alta constiinta, nume neoficiale, neatestate si neidentificate, o parte moarte pentru totdeauna, alta parte nepieritoare, fiecare din ele un tunel subteran ascuns in labirintul iubirii, prin care iubita poate sa fuga inainte ca iubitul sa-si dea macar seama de absenta ei. Asa sta treaba cu numele, lucrurile cel mai usor aflat despre oameni, insa totodata cel mai greu de luat in stapanire."
"La urma urmei nu era un oras pe care sa-l poti cerui si lustrui, caruia sa-i poti franjura fantezist marginile si pe care sa-l poti impacheta apoi in cutii viu colorate ca sa-ti invelesti iubita. Nu este un oras pe care sa-l poti servi cu sos besamel pe platouri fastuoase ca sa dai un strop de romantism iubirii voastre sovaitoare. Istanbulul e mult deasupra acestor ganduri marunte, mult prea batran si totusi fara varsta. A ajuns demult la sfarsitul vietii sale si totusi e fara moarte. E o regina urata, o alma mater capricioasa: un pantec amorf ce absoarbe necontenit samanta nou-venitilor, dar niciodata in intreaga sa istorie inseminat de cineva, caminul celor deposedati de toate, dar niciodata posedat el insusi de cineva."
Predicatul nominal la viitor

Se formeaza cu ajutorul verbului "olmak" (a fi).

Ex:

-O bu yıl öğretmen olacak.
(El va fi profesor anul acesta)
-Hava soğuk, ince giyinme, hasta olacaksın.
(E frig, nu te imbraca subtire, te vei imbolnavi)


Forma negativa

Ex:

-Yarın okulda hiç kimse olmayacak, cünkü tatil.
(Maine nu va fi nimeni la scoala, pentru ca e vacanta)
-Hiç arama, yarın evde olmayacağım.
(Nu ma cauta deloc, maine nu voi fi acasa)


Forma interogativa

Ex:

-Bugün boş vaktiniz olacak mı?
(Astazi veti avea timp liber?)
-Siz burada olacak mısınız?
(Veti fi acolo?)
-Ben iyi bir insan olacak mıyım?
(Voi fi un om bun?)


Forma interogativ-negativa

Ex:

-Sence ben bir iyi doktor olmayacak mıyım?
(Dupa parerea ta, eu nu voi fi un doctor bun?)
-Sen hiç mutlu olmayacak mısın?
(Nu vei fi fericit deloc?)
Viitorul (Gelecek Zaman)

Se formeaza cu sufixele:

-(y) acak (a, ı, o, u)
-(y) ecek (e, i, ö, ü)

Si apoi se ataseaza sufixele personale:

sg.
ps. I - ım / - im
ps. a II-a - sın / - sin
ps. a III-a - Ø

pl.
ps. I - ız / - iz
ps. a II-a - sınız / - siniz
ps. a III-a - lar / - ler

Ex: gelmek
= a veni

Ben geleceğim = voi veni
Sen geleceksin = vei veni
O gelecek = va veni
Biz geleceğiz = vom veni
Siz geleceksiniz = veti veni
Onlar gelecekler = vor veni

başlamak = a incepe

Ben başlayacağım
Sen başlayacaksın
O başlayacak
Biz başlayacağız
Siz başlayacaksınız
Onlar başlayacaklar


Forma negativa

-radacina verbala + sufixul negatiei + sufixul viitorului + sufix personal

Ex: oturmak = a se aseza / a locui

Ben oturmayacağım = nu ma voi aseza / nu voi locui
Sen oturmayacaksın
O oturmayacak
Biz oturmayacağız
Siz oturmayacaksınız
Onlar oturmayacaklar


Forma interogativa

-rad. vb. + suf. viitorului + particula interog. + sufixul verbal personal

Ex: evlenmek = a se casatori

Ben evlenecek miyim? = ma voi casatori?
Sen evlenecek misin?
O evlenecek mi?
Biz evlenecek miyiz?
Siz evlenecek misiniz?
Onlar evlenecekler mi?

Exceptie: la ps. a III-a pl. avem: rad. vb. + suf. viit. + suf. pred. pers. + part. interog.


Forma interogativ-negativa

-rad. vb. + suf. neg. + suf. viit. + part. interog. + suf. pers.

Ex: yapmak = a face

Ben yapmayacakyım? = eu nu voi face?
Sen yapmayacaksın?
O yapmayacak?
Biz yapmayacakyız?
Siz yapmayacaksınız?
Onlar yapmayacaklar?

Exceptie: la ps. a III-a pl. avem: rad. vb. + suf. neg. + suf. viit. + suf. pers. + part. interog.

duminică, 5 decembrie 2010

Tarkan - Kış Güneşi



Kış Güneşi

Artık çok geç yalvarma
Dönüş yok o yıllara
Bil ki sana bu son veda

Yürekli olmadan
Meydan okumadan
Yaşanmaz aşk

Yanlış zaman
Yanlış insan
Tutunmak imkansız
Bıktım yamalı sevdalardan

Yanlış bahar
Kış güneşi
Yoruldum her bulduğumda
Kaybetmekten seni
Kıyamete kadar
Kapattım kalbimi

Azar coşar deli gönül
Bu gözler ah neler görür
Hasret bana göre değil
Özlemin içimde
Yine seni büyütür

(versuri de aici)

-artık = gata
-geç = tarziu
-yalvarmak = a ruga, a implora (yalvar + ma = yalvarma = nu implora - imperativ negativ)
-dönüş = intoarcere (dönmek = a se intoarce, dön + üş = dönüş = intoarcere -> substantivizare)
-yıl = an (yıl + lar + a = yıllara = catre /la acei ani; dönüş yok o yıllara = nu mai exista intoarcere la acei ani)
-bilmek = a sti (bil = sa stii - imperativ)
-son = ultim
-veda = adio
-yürek = curaj (yürekli = curajos; yüreksiz = las, fricos)
-olmak = a fi (olmadan = fara a fi, nefiind - gerunziu)
-meydan okumak = a provoca (meydan okumadan = fara provocare)
-y
aşanmaz = de netrait, insuportabil
-yanlış = fals, gresit
-tutunmak = a se sprijini
-imkan = posibilitate (imkansız = imposibil; imkansızlık = imposibilitate)
-bıkmak = a se satura, a-i fi lehamite (bık + tım = bıktım = m-am saturat - perfect compus)
-yama = piesa, petic (yamalı = peticit, carpit)
-sevda = dragoste (yamalı sevdalardan = din cauza iubirilor peticite)
-kış = iarna (kış güneşi = soare de iarna)
-yorulmak = a obosi (yorul + dum = yoruldum = am obosit)
-bulmak = a gasi (bul + duk + um + da = bulduğumda = in gasirea mea, descoperirea mea - participiu; Yoruldum her bulduğumda kaybetmekten seni = m-am saturat ca, de fiecare data cand te gasesc, sa te pierd. Ablativul de la kaybetmek + ten e cerut de vb yorulmak)
-kıyamet = apocalipsa, ziua judecatii
-azar = dojana, mustrare
-coşmak = a se entuziasma (coş + ar = se entuziasmeaza - prezent aorist)
-gönül = sentiment, dorinta
-görmek = a vedea (gör + ür = görür - prezent aorist)
-hasret = regret, aspiratie, dor, tanjire
-göre = conform (bana göre = din punctul meu de vedere, dupa parerea mea, dupa mine - göre cere dativul; Hasret bana göre değil = dupa parerea mea, nu este regret)
-özlem = dor, nostalgie (özlem + in = özlemin = dorul tau)
-iç = interior, intern (iç + im + de = in interiorul meu, in mine)
-yine = din nou, iarasi
-büyütmek = a creste, a se amplifica (büyüt + ür = creste - prezent aorist)
ANUNT

Va anunt, cu parere de rau, ca doar acesteau au fost materialele mele si ca am terminat de postat pe blog tot ceea ce ni s-a predat la cursuri. Drept urmare, ceea ce voi posta in continuare (si sper sa o mai fac si sa nu lenevesc) vor fi doar informatii provenite din cautari personale, si nu din surse sigure. Astfel ca, de acum incolo, nu voi garanta corectitudinea informatiilor.

Dupa cum observati, limba turca este foarte grea (ca sa nu zic diferita), cerand atentie si efort, dar tot atat de frumoasa, logica si melodioasa. Pe mine, personal, m-a cucerit. Asa ca voi continua sa o descopar si sper sa revin cu noi lectii.

Va urez bafta la invatat! :)

Korkuyorum

Yağmuru seviyorum diyorsun,
yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte,bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...

(sursa aici si imagini cu versuri aici)


Vocabular:

-yağmur = ploaie
-
yağmur yağmak = a ploua (yağ + ınca = yağınca = plouand, pe cand ploua - forma de gerunziu; eu am gasit 9 forme de gerunziu!!)
-demek = a spune, a zice
-açmak = a deschide (aç + ınca = deschizand - gerunziu)
-şemsiye = umbrela
-g
üneş = soare
-gölge = umbra
-kaçmak = a scapa, a evada
-rüzgar = vant
-çıkmak = a iesi (çık + ınca = çıkınca = iesind - gerunziu)
-pencere = fereastra
-kapatmak = a inchide
-
işte = de-aia, de aceea
-
bunun için = de aceea, din aceasta cauza
-
korkmak = a ii fi teama
-sevmek = a iubi (
sev + dik + in = sevdiğin = dragostea ta, persoana / obiectul iubit - participiu. Sa mai spun ca am gasit 6 forme de participiu?! In text e folosit acuzativul cerut de vb söylemek = a spune - Beni de sevdiğini söylüyorsun)

Exercitii (Alıştırmalar)

Completati cu sufixele corespunzatoare si apoi treceti-le la forma negativa, interogativa si interogativ-negativa
:

1. Bu çalışmada ben de size yardım et...

2. Şu kalemi sen bana ver...

3. Lütfen odada sigara iç...

4. Bu akşam biz yemeğe dışarı çık...

5. Onlar da gel...

6. Benimle bu şekilde konuş...

7. Çok yorulduk, hadi biraz dinlen...

8. Bu kitapları onlar dolaba koy...

9. Teneffüste biz çay iç...

10. Sen ona para ver...




Rezolvare
:

1. Bu çalışmada ben de size yardım edeyim / etmeyeyim / edeyim mi/ etmeyeyim mi?

2. Şu kalemi sen bana veresin (ver) / vermeyesin (verme) / veresin mi? / vermeyesin mi?

3. Lütfen odada sigara içmeyesiniz (içmeyin, içmesiniz)

4. Bu akşam biz yemeğe dışarı çıkalım / çıkmayalım / çıkalım mı? / çıkmayalım mı?

5. Onlar da geleler (gelsinler) / gelmeyeler (gelmesinler) / geleler mi? (gelsinler mi?) / gelmeyeler mi (gelmesinler mi) ?

6. Benimle bu şekilde konuşasın (konuş) / konuşmayasın (konuşma) / konuşasın mı? /konuşmayasın mı?

7. Çok yorulduk, hadi biraz dinlenelim.

8. Bu kitapları onlar dolaba koyalar (koysunlar) / koymayalar (koymasınlar) / koyalar mı (koysunlar mı) ? / koymayalar mı (koymasınlar mı) ?

9. Teneffüste biz çay içelim / içmeyelim / içelim mi? / içmeyelim mi?

10. Sen ona para veresin (ver) / vermeyesin (verme) / veresin mi? / vermeyesin mi?
Modul conjunctiv (Istek Kipi)

Se reda cu ajutorul sufixului:

-(y) a / -(y) e

-> radacina verbala + sufixul conjunctivului + sufixul personal

Sufixe personale
:

sg.

ps. I - (y) ım, - (y) im
ps. a II-a - sın, -sin
ps. a III-a - Ø

pl.

ps. I - lım, -lim
ps. a II-a - sınız, - siniz
ps. a III-a - lar, - ler

Obs!!! Turcii folosesc pentru persoana a III-a singular si plural imperativul. (-sın, -sin, -sun, -sün si -sınlar, -sinler, -sunlar, -sünler. Aici va reamintiti imperativul)

Ex: okumak = a citi

Ben okuyayım = sa citesc
Sen okuyasın = sa citesti
O okuya (okusun) = sa citeasca
Biz okuyalım = sa citim
Siz okuyasınız = sa cititi
Onlar okuyalar (okusunlar) = sa citeasca


Forma negativa


Ex
: vermek = a da

Ben vermeyeyim = sa nu dau
Sen vermeyesin = sa nu dai
O vermeye (vermesin) = sa nu dea
Biz vermeyelim = sa nu dam
Siz vermeyesiniz = sa nu dati
Onlar vermeyeler (vermesinler) = sa nu dea


Forma interogativa

Ex
: gitmek = a pleca

Ben gideyim mi? = sa plec?
Sen gidesin mi? = sa pleci?
O gide mi (gitsin mi) ? = sa plece?
Biz gidelim mi? = sa plecam?
Siz gidesiniz mi? = sa plecati?
Onlar gideler mi (gitsinler mi) ? = sa plece?


Forma interogativ-negativa

Ex
: yazmak = a scrie

Ben yazmayayım? = sa nu scriu?
Sen yazmayasın? = sa nu scrii?
O yazmaya (yazmasın?) = sa nu scrie?
Biz yazmayalım? = sa nu scriem?
Siz yazmayasınız? = sa nu scrieti?
Onlar yazmayalar(yazmasınlar) ? = sa nu scrie?

joi, 2 decembrie 2010


Türkler

Türkler, geçmişi çok zengin bir millettir.
Dünyadaki Türklerin sayısı 150 milyondan fazladır. Geçmişte Kuzey Buz Denizinden Akdeniz'e kadar tüm topraklara yerleştiler. Bu toprakları kuraktı. Şehirlerini dağ, yayla ve ovalar üzerine kurdular.
Türklerin, yaşam bölgelerine göre hayat tarzları farklılıklar gösterdi. Daha çok hayvancılık ve tarımla (toprak) geçimlerini sağladılar.
Bütün Türk ülkelerinin hayat tarzı birbirine benzer. Doğu ve Batı Türkistan'da, Azerbaycan'da ve Anadolu'da geçim kaynağı ziraatti. Ayrıca Kafkasya'da, Azerbaycan'da ve Anadolu'da tarımla ve hayvancılıkla uğraşıldı. Görülüyor ki, yaşam yerleri arasındaki mesafeler uzaktı ama Türklerin hayat tarzında bir birlik vardı.
Türklerin yaşam bölgeleri yedi bölümdür.
a- Balkanlar, b- Türkiye, c- Iran, d- Kafkasya, e- Idil-Ural, f- Orta Asya ve Kazakistan, g- Şincang-Uygur Bölgesi (Doğu Türkistan)
Tüm bölgelerde Türkler birbirinden farklı şekilde kendi milli edebiyatlarını geliştirdiler. Dil, adet, örf ve düşünce yapısı bakımından kendisine has özellikler gösterdiler.

Vocabular:
-geçmiş = trecut
-millet = natiune, popor
-dünya = lume
-sayı = numar
-fazla = mai mult, in plus
-Kuzey = Nord
-buz = inghetat
-tüm = bütün = tot
-toprak = pamant
-yerleşmek = a se aseza, a se stabili
-kurak = arid
-yay = podis
-ova = campie
-üzerine = deasupra
-kurmak = a forma, a institui, a pune bazele
-yaşam = trai; yaşamak = a trai
-bölge = regiune
-göre = conform
-hayat = viata
-tarz = mod, fel, maniera
-hayat tarzı = mod de viata
-farklı = diferit; farklılık = diferenta
-göstermek = a arata
-hayvancılık = crescatoria animalelor
-tarım = agricultura
-geçim = trai
-sağlamak = a garanta, a asigura
-ülke = tara
-benzemek = a semana, a se asemana cu
-Doğu = Est
-Batı = Vest
-kaynak = sursa, izvor
-ziraat = agricultura
-ayrıca = mai cu seama, indeosebi
-uğraşmak = a se preocupa
-arasındaki = printre
-mesafe = distanta
-birlik = asociere, unire, unitate
-farklı = deosebit, diferit
-şekil = forma, aspect
-milli = national
-edebiyat = literatura
-geliştirmek = a dezvolta, a face sa evolueze
-adet, örf = datina si obicei
-düşünce yapısı = mentalitate
-bakımından = din punctul de vedere
-has = special, particular
-özellikler = in special, indeosebi
Babam ve oğlum (Tatal meu si fiul meu)

Un film extrem de emotionant despre dragostea dintre un parinte si fiul sau, despre dezamagire, iertare si noi sanse.
Sadık (Fikret Kuskan) alege sa nu respecte dorinta tatalui lui, Hüseyin (Çetin Tekindor), de a studia ingineria agricola, si isi paraseste satul, pentru a studia jurnalismul. Se casatoreste, iar sotia lui moare, in timp ce da nastere fiului lor Deniz, care supravietuieste. Dupa cativa ani hotaraste sa se intoarca in satul natal, la familia lui, cu baietelul, ascunzand in suflet o mare durere, un mare secret. Deniz (Ege Tanman) este un copil extrem de inteligent si sensibil, absorbit de lumea magica a cartilor, iar rolul lui e fascinant. Pe mine m-a cucerit :)
Care este drama pe care o ascunde in suflet fiul tatalui? Va reusi tatal sa-si ierte fiul pentru greseala lui din tinerete, pentru ca acesta nu i-a respectat valorile si dorintele? De asemenea, va izbuti acesta sa se ierte pe el insusi pentru ca i-a permis fiului lui sa plece? Dar ar fi reusit oare sa-l opreasca si sa evite destinul crud?
Va recomand sa vizionati filmul. Neaparat cu un pachet de servetele langa voi, pregatiti sa traiti drama unui tata si a unui fiu.

Aici prima parte de pe youtube, cu subtitrarea in limba engleza. Regia: Çağan Irmak.




Pekiştirme Sıfatları (Intensificarea adjectivelor)

Reduplicarea partiala a adjectivelor se realizeaza dupa cum urmeaza:

-la adjectivele care incep cu o vocala are loc dublarea acelei vocale si intercalarea uneia dintre consoanele: m, p, r, s

-la adjectivele care incep cu o consoana are loc reduplicarea acelei consoane cu vocala invecinata, dupa care se intercaleaza una dintre consoanele amintite mai sus

Aceasta reduplicare partiala, ca si cea totala, exprima gradul foarte inalt al calitatii unui obiect sau al unei fiinte.

Ex:
-acı (iute) -> apacı (foarte iute, extrem de iute)
-ayrı (despartit, separat) -> apayrı (foarte despartit)
-kolay (usor) -> kopkolay (extrem de usor)
-dik (abrupt, drept, teapan) -> dimdik
-ekşi (acru, amar) -> epekşi (foarte acru)
-dolu (plin, umplut) -> dopdolu (foarte umplut)
-sıkı (comprimat, strans) -> sımsıkı (foarte comprimat)
-beter (rau) -> besbeter (foarte rau)
-top (rotund) -> tortop (foarte rotund)
-duru (limpezit) -> dupduru (foarte limpezit)
-kırmızi (rosu) -> kıpkırmızı (extrem de rosu, rosu ca focul)
-ince (fin, delicat) -> ipince
-sarı (galben, blond) -> sapsarı
-karanlık (intuneric) -> kapkaranlık (intuneric bezna)
-taze (proaspat) -> taptaze
-uzun (lung) -> upuzun
-kara (negru) -> kapkara (negru ca taciunele)
-kısa (scurt) -> kıpkısa
-kuru (uscat, arid) -> kupkuru
-canlı (viu, insufletit) -> capcanlı
-tatlı (dulce) -> taptatlı (dulce ca mierea)
-zayıf (slab) -> zapzayıf (slab mort)
-diri (viu, neofilit, crud) -> dipdiri
-şirin (dragut) -> şipşirin
-ıslak (ud, umed) -> ıpıslak (ud leoarca)
-açık (deschis) -> apaçık
-yeni (nou) -> yepyeni (nou-nout)
-sivri (ascutit) -> sipsivri
-beyaz (alb) -> bembeyaz (alb ca zapada)
-boş (gol) -> bomboş
-sıcak (cald) -> sımsıcak
-yeşil (verde) -> yemyeşil
-başka (alt) -> bambaşka (cu totul altul)
-yassı (plat, turtit) -> yamyassı
-mavi (albastru) -> masmavi
-koca (enorm) -> koskoca (ditamai)
-mor (mov) -> mosmor
-doğru (adevarat, corect) -> dosdoğru
-bayağı (simplu, ordinar) -> basbayağı
-tamam (gata, terminat, ispravit, complet) -> tastamam
-pembe (roz) -> pespembe
-yuvarlak (rotund) -> yusyuvarlak
-bütün (tot, integral) -> büsbütün (complet)
-temiz (curat) -> tertemiz (curat luna, curat ca lacrima)
-çabuk (rapid) - çarçabuk (iute ca vantul)
-sefil (sarman, nevoias) -> sersefil

Obs. Exista adjective care, desi au o forma intensiva, primind a, e sau l, realizeaza forme paralele.

Ex:
-sağlam -> sapsağlam / sapasağlam
-gündüz (ziua) -> güpgündüz /güpegündüz (ziua in amiaza mare)
-yalnız (singur) -> yapyalnız / yapayalnız (singur cuc)
-çevre (imprejurime, jur, imprejur) -> çepçevre / çepeçevre
-çıplak (gol, dezgolit, dezbracat) -> çırçıplak /çırılçıplak (gol pusca)
-düz (plat) -> dümdüz / düpdüz (foarte plat)
-genç (tanar) -> gepgenç / gepegenç


Tot despre adjective, acest articol in lb turca.

luni, 22 noiembrie 2010

Ezginin Günlüğü - 1980



1980

Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni
Gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri
Gitme gitme el olursun sevdiğim incitir beni

Yokluğun ah yol yol olsa uzasa unutmam seni
Gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri
Gitme gitme el olursun sevdiğim incitir beni

Akşam vakti sardı yine hüzünler
Kalbim yangın yeri gel kurtar beni senden
Akşam vakti dolaştım sokaklarda
Yırtık bir afiş seni gördüm duvarda

Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni
Yokluğun ah yol yol olsa uzasa unutmam seni
Gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri
Gitme gitme el olursun sevdiğim incitir beni

(versurile si traducerea in engleza aici)

-duman = fum, ceata
-sarmak = a infasura, a rasuci, a incercui (sarsam = as infasura - conditional prezent, ps.I)
-saklamak = a ascunde (saklasam = as ascunde - cond.prez)
-dönülmez = ireversibil
-geri = final, sfarsit, urmare, inapoi (geri gelmek = a reveni)
-incitmek = a necaji, a rani, a face sa sufere (incitir = raneste - prezent aorist)
-yokluk = absenta
-uzamak = a dura, a tine (uzasa = ar dura - cond.prez.ps III)
-hüzün = tristete, melancolie
-yangın = foc, incendiu
-kurtarmak = a salva
-dolaşmak = a se plimba
-yırtık = ruptura
-duvar = perete

Apartamanımızda kimler oturuyor?

Bizim apartamanımız Fenerbahçe'de. Apartamanımızda 42 daire var. Apartamanımızda çok çocuk var. Küçük çocuklar, büyük çocuklar ve bebekler. Bebekler bazı geceler ağlıyorlar. Hafta sonu apartmanda ve bizim sokakta çok gürültü oluyor, çünkü çocuklar hafta sonu okula gitmiyorlar. Onlar apartmanda ve sokakta oynuyorlar.
Üçüncü katta Yunus Dede ve Nurten Nine oturuyor. Onlar yalnız yaşıyorlar. Onların oğlu Antalya'da oturuyor, çünkü orada çalışıyor. Iki kızları Levent'te oturuyor. Yunus Dede çocukları seviyor, ama bazen çocuklara kızıyor, çünkü o gürültüden hoşlanmıyor. Benim amcam da bizim apartmanda oturuyor. Üç kuzenim var. Onların adları Uğur, Orkun ve Özge. Uğur 22 yaşında üniversiteyi yeni bitirdi. Orkun üniversiteye gidiyor, Özge liseye gidiyor. Çocuklar kuzenlerimi çok seviyorlar, çünkü onlar çocuklarla oynuyorlar.
Benim adım Halit. Çocuklar beni de seviyorlar, çünkü onlarla bazen futbol oynuyoruz. Zemin katta Zeynel Efendi ve ailesi oturuyor. Zeynel Efendi çok yoruluyor. Apartmanda herkese yardım ediyor ve apartmanı temizliyor. Markete gidiyor, herkes için ekmek gazete alıyor.

Vocabular:
-apartaman = bloc
-daire = apartament
-ağlamak = a plange
-
gürültü = galagie
-kat = etaj
-yalnız = singur
-yaşamak = a trai
-kızmak = a se supara
-amca = unchi
-kuzen = var
-bitirmek = a termina (bitmek = a se termina)
-zemin = sol; zemin katı = parter
-yorulmak = a obosi
-herkes = fiecare
-temizlemek = a curata, a face curatenie
-ekmek = paine

Lütfen cevap veriniz:
1. Gece kim
ağlıyor?
2. Sokakta niçin hafta sonu gürültü oluyor?
3. Yunus Dede niçin çocuklara kızıyor?
4. Yunus Dede'nin oğlu nerede oturuyor?


Dört arkadaş

Dün çok canım sıkıldı. Arkadaşlarıma telefon ettim ve üç arkadaşımla buluştuk. Önce bir yere gittik, sohbet ettik. Rauf dün akşam çok geç yattı, çünkü ilginç bir kitap okudu. Şimdi biraz uykusuz. Kitabı bize anlattı. Kitap gerçekten çok ilginç. O kitabı ben de okumak istiyorum. Rauf'tan istedim. Benden sonra Murat da bu kitabı okumak istiyor.
Sonra ben, Rauf, Murat ve Ismail sinemaya gittik. Filmin yarısında sinemadan çıktık, çünkü film güzel değildi. Biraz yürüdük ve mağazaların vitrinlerine baktık. Mağazalarda çok güzel şeyler var, ama biraz pahalı. Genellikle sezon sonunda fiyatlar daha ucuz. Murat bir pantolon, Rauf da bir ayakkabı aldı. Saat altı buçukta ayrıldık ve herkes evine gitti.

Vocabular:
-canı sıkılmak = a se plictisi
-yatmak = a se culca
-ilginç = enteresan
-uykusuz = nedormit, obosit
-anlatmak = a povesti, a relata
-gerçekten = intr-adevar
-yarı = jumatate
-yürümek = a se plimba
-pahalı = scump
-genellikle = genelde = in general
-fiyat = pret
-ucuz = ieftin
-ayakkabı = incaltaminte

Lütfen cevap veriniz:
1. Onlar önce ne yaptılar?
2. Rauf niçin geç yatt
ı?
3. Rauf'un kitab
ını kimler okumak istiyor?
4. Onlar ne zaman sinemadan
çıktılar?
5. Dört arkadaş saat kaçta ayrıldılar?
6. Fiyatlar ne zaman ucuz?
7. Kimler alışveriş yaptı, neler aldı?
Gradele de comparatie ale adjectivelor

Adjectivul are 3 grade de comparatie:
1. pozitiv
2. comparativ
3. superlativ

1. Gradul pozitiv

-arata o insusire, fara sa intervina vreun raport de comparatie

Ex:
-güzel kız
-önemli mektup


2. Gradul comparativ

a. de egalitate

-se formeaza cu:

-kadar (cantitate) = cat
-gibi (calitate) = ca, precum

Ex:
-Ali Metin kadar uzun boyludur.
(Ali e inalt cat Metin)
-Bu kayısı limon gibi ekşidir.
(Aceasta caisa e acra precum lamaia)

b. de superioritate

-numele obiectului cu care se face comparatia sta, de regula, in ablativ, iar adjectivul este insotit de adverbele:

-daha
-daha çok
-daha fazla

Ex:
-Ankara Istanbul'dan daha sakin.
(Ankara e mai linistit decat Istanbulul)

c. de inferioritate

-se realizeaza la fel ca si comparativul de superioritate, insa adverbul este:

-az
-daha az

Ex:
-Ali Ayşe'den daha az çalışkan.
(Ali e mai putin muncitor decat Ayşe)

Obs: Cand apar ambii termeni ai comparatiei, folosirea adverbului "daha" este facultativa.

Ex:
-Kiraz vişineden tatlı / Kiraz vişineden daha tatlı.
(Ciresele sunt mai dulci decat visinele)

Obs: Cand lipseste termenul cu care se face comparatia, folosirea adverbului "daha" este obligatorie.

Ex:
-Kiraz daha tatlı.


3. Gradul superlativ

a. superlativ relativ


-se exprima cu ajutorul lui:

-en = cel/cea mai

Ex:
-Istanbul Türkiye'nin en güzel şehridir.
(Istanbul este cel mai frumos oras al Turciei)

b. superlativ absolut

-se construieste cu ajutorul adverbelor:

-çok = foarte
-pek = foarte
-fevkalâde = extraordinar, fantastic, exceptional
-olağanüstü = extraordinar, exceptional
-harikulâde = minunat, superb, briliant, miraculos

Ex:
-Bu yaz çok sıcaktı.
(Vara asta a fost foarte calduroasa)
-Olağanüstü bir arkadaşım var.
(Am un prieten extraordinar)


Urmariti si acest cuprinzator articol in limba turca despre adjective. Si pentru mai multe explicatii in limba romana urmariti articolul lui Corydalis.

joi, 18 noiembrie 2010

Derya Türkan - Uğur Işık - Nikriz Peşrevi



Dilek Koç - Kızım seni Ali'ye vereyim mi



Kızım seni Ali'ye vereyim mi?
Istemem babacığım istemem,
Onun adı Ali belki de deli
Istemem babacığım istemem.

Kızım seni Yaşar'a vereyim mi?
Istemem babacığım istemem,
Onun adı Yaşar alır beni boşar
Istemem babacığım istemem

Kızım seni Sarhoş'a vereyim mi?
Isterim
babacığım isterim,
Onun adı Sarhoş sever beni pek hoş
Isterim babacığım isterim.

-vermek = a da (vereyim = sa dau - conj. prezent)
-istemek = a vrea (istemem = nu vreau; isterim = vreau - prezentul aorist)
-
babacık = tatic, taticut
-belki = poate, posibil
-deli = nebun
-almak = a lua (alır = el ia - prezent aorist)
-boşmak = a divorta (boşar = divorteaza - prezent aorist)
-sarho
ş = betiv, beat
-sevmek = a iubi (sever = iubeste - prezent aorist)
-pek = foarte
-
hoş = placut, iubit

Cam aceasta sunt versurile aproximative pe care le-am gasit pe net, din mai multe surse, nicaieri negasind versurile exacte ale acestei versiuni (lipseste Bahri, daca am inteles eu bine numele). De asemenea, apar mai multe versiuni, cu alte nume de barbati pe care "
babacığın kızı" ii refuza sau ii accepta :D

Exercitii (Alıştırmalar)

A.
Saat kaç?

1. 08:00

2. 08:35

3. 08:25

4. 05:10

5. 06:15

6. 03:45

7. 02:20

8. 09:50

9. 10:40

10. 11:55


B. Raspundeti la intrebari:


1. La ce ora mananci? Mananc la ora 07:00

2. La ce ora te urci in autobuz? Ma urc in autobuz la 08:10

3. La ce ora iesi de la serviciu? Ies de la serviciu la 06:00

4. La ce ora te intorci acasa? Ma intorc acasa la 06:30

5. La ce ora bei ceaiul? Beau ceaiul la 06:55

6. Cate ore inveti turca pe zi? Pe zi invat 2 ore turca.

7. La ce ora incepe cursul la scoala? La scoala cursul incepe la ora 09.00

8. Prima pauza la ce ora este? Prima pauza e la 09:50

9. La ce ora te duci la cinema? Ma duc la cinema la 14:20

10. La ce ora iti faci dus? Imi fac dus la 07:35




Raspunsuri:


A.

1. Saat sekiz'dir.

2. Saat dokuza yirmi beş var.

3. Saat sekizi yirmi beş geçiyor.

4. Saat beşi on geçiyor.

5. Saat altıyı on beş (çeyrek) geçiyor.

6. Saat dörde on beş (çeyrek) var.

7. Saat ikiyi yirmi geçiyor.

8. Saat ona on var.

9. Saat on bire yirmi var.

10. Saat on ikiye beş var.


B.

1. Saat kaçta yemek yiyorsun? Saat 7'de yemek yiyorum.

2. Saat kaçta otobüse biniyorsun? Saat 8'i 10 geçe otobüse biniyorum.

3. Saat kaçta işten çıkıyorsun? Saat 6'da işten çıkıyorum.

4. Saat kaçta eve dönüyorsun? Saat 6,30'ta eve dönüyorum.

5. Saat kaçta çay içiyorsun? Saat 7'ye 5 kala çay içiyorum.

6. Günde kaç saat Türkçe çalışıyorsun? Günde 2 saat Türkçe çalışıyorum.

7. Okulda ders saat kaçta başlıyor? Okulda ders saat 9'da başlıyor.

8. Birinci teneffüs saat kaçta? Saat 10'a on kala birinci teneffüs.

9. Saat kaçta sinemaya gidiyorsun? Saat 14'ü 20 geçe sinemaya gidiyorum.

10. Saat kaçta duş alıyorsun? Saat 8'e 25 kala duş alıyorum.

Ceasul

1.

A. Saat kaç? = Cat este ceasul?

-Cat este ora / ceasul? = Saat kaç (-tır) ?
-Este ora 8 = Saat 8'dir.
-Este ora 3:30 = Saat 3,30 (-tur) /(buçuk = jumatate de ceas) (Saat üç buçuk).
-Observam ca, atunci cand e vorba de o ora fixa sau de jumatate de ora, se foloseste in acest caz sufixul predicativ de persoana a III-a sg la prezent.

B. Saat kaçta? = La ce ora?

-La ce ora vii? = Saat kaçta geliyorsun?
-Vin la ora 9 = Saat 9'da geliyorum.
-Vin la ora 9:30 = Saat 9,30'ta geliyorum.
-La ce ora va intalniti? = Saat kaçta buluşuyorsunuz?
-Ne intalnim la ora 3 = Saat 3'te buluşuyoruz.
-In acest caz, prepozitia "la" din romana se reda prin cazul locativ, atunci cand e vorba tot de o ora fixa sau de jumatate de ora.

2.

A. Saat kaç? = Cat e ora? (SI)

-Saat kaç? = Cat este ceasul?
-Este ora 7 si 10 = Saat 7'yi 10 (dakika) geçiyor.
-Este ora 4:20 = Saat 4'ü 20 geçiyor.
-Este ora 4 si un sfert = Saat dördü on beş (dakika) / çeyrek (sfert) geçiyor.
-Cand e vorba de prima jumatate peste (4 si 10, 5 si 20 de minute, 3 si 5, etc), numeralul care indica ora sta in acuzativ, cel care indica minutele sta in absolut, iar predicatul propozitiei este "geçiyor" (de la verbul geçmek = a trece)

B. Saat kaçta? = La ce ora? (SI)

-La ce ora vii? = Saat kaçta geliyorsun?
-Vin la ora 6:20 (6 si 20) = Saat 6' 20 (dakika) geçe geliyorum.
-La ce ora ati vorbit? = Saat kaçta konuştunuz?
-Am vorbit la 10:05 (10 si 5)= Saat 10'u beş geçe konuştuk.
-Pentru a reda "la ora" se foloseste "geçe".

3.

A.
Saat kaç? = Cat e ceasul? (FARA)

-Saat kaç? = Cat e ceasul?
-Este 4:55 (5 fara 5) = Saat 5'e 5 (dakika) var. / Saat 5'e 5 (dakika) kalıyor.
-Este 8:45 (9 fara un sfert) = Saat 9'a çeyrek (on beş dakika) var / kalıyor.
-Cand se exprima jumatatea de ora fara, numeralul care indica ora va sta in dativ, cel care indica minutele sta in absolut, iar predicatul propozitiei este "var" (mai rar "kalıyor", de la verbul kalmak = a ramane).

B. Saat kaçta? = La ce ora? (FARA)

-Saat kaçta eve girdiniz? = La ce ora ati intrat in casa?
-Am intrat in casa la ora 01:45 (2 fara un sfert) = Saat 2'ye çeyrek kala eve girdik.
-Saat kaçta telefon çaldı? = La ce ora a sunat telefonul?
-Telefonul a sunat la 02:35 (3 fara 25) = Saat 3'e 25 (dakika) kala telefon çaldı.
-Saat kaçta işe gidiyorsun? = La ce ora pleci la serviciu?
-Plec la serviciu la 10:50 (11 fara 10) = Saat on bire on (dakika) kala işe gidiyorum.
-Saat kaçta buluşuyorsunuz? = La ce ora va intalniti?
-Ne intalnim la 04:55 (5 fara 5) = Saat 5'e 5 (dakika) kala buluşuyoruz.
-Pentru a reda "saat kaçta" (la ce ora?), fiind vorba de jumatatea de ora fara, se foloseste "kala".

Pentru mai multe explicatii consultati si articolul despre exprimarea orei a lui corydalis.